Ortalıkta görünmüyorsam ya blog tasarımı yapıyor ya da kişisel meselelerimle uğraşıyorumdur.Belki de uzaylılar tarafından kaçırılmışımdır, kim bilir?

Çarşamba, Mart 13, 2013

Düşlerimin Prensi ( Princess Hours )

Sawako Kuronuma Çarşamba, Mart 13, 2013 31 yorum yapıldı


   

   Daha 12 -13 yaşlarındayken bile çekik gözlüler bana ilgi çekici gelirdi.Bunun sebebi babamın Japonlarla çalışıyor olması da olabilir.Ama Kore hakkında bundan 5-6 yıl öncesine kadar hiçbir fikrim yoktu.Neye benzediklerini bile bilmiyordum.Yanlış hatırlamıyorsam össye (o zamanki adıyla) hazırlandığım yıldı.Trt1'de "Düşlerimin Prensi" diye bir dizi yayınlanıyordu. Birkaç kere televizyon izlerken denk gelmişti ama pek aldırış etmemiştim.Sonra izleyecek bir şeyler bulamadığım bir gün oturdum ve sadece bir bölümünü izledim.Hayran kaldım...Dersi falan her şeyi bir kenara bırakıp internetten bütün bölümlerini izledim.Romantik-komedi tarzında bir diziydi. Öyle Türk dizilerindeki gibi sadece duygu sömürüsü üzerine kurulu değildi.İzlerken bitmemesini istiyordum.Eğer izlemediyseniz kesinlikle izlemelisiniz..

Blogumuzun oluşma nedeni:)

Sawako Kuronuma Çarşamba, Mart 13, 2013 3 yorum yapıldı
   Normalde herkes blog açmayı normal şartlar altında düşünür. Ama ben alakasız olan bir sebepten dolayı karar verdim. Dün liseden arkadaşlarımla görüştüm.Birisi çok samimi olduğum arkadaşım diğeri ise hayatımdan çıksa bile eksiklik duymayacağımız insanlar olur ya onlardan biriydi...Bu arkadaşımız her bulduğu sevgiliye aşık olur ve yenisini bulduğu zamanda diğerini bırakırdı.Bu şıpsevdi arkadaşımız aşık olduğu her kız için bize sırtını çevirir.Ayrıldığında da sürekli gelip omzumuzda ağlamak ister.Bu sürekli yaşanan bir döngüdür.Daha önceleri kızsak bile artık aldırmıyoruz.
   Her neyse...Gelelim konumuza...Yine yeniden sevgilisinden ayrılan bu arkadaşımız bunalımını atmak için bize koştu.Sakın -ne kadar aptalsınız hala kabul ediyorsunuz- diye düşünmeyin.O kadar yüzsüz ki kızsak bile umursamıyor.Biz de onun huyu diye kabul ettik.Derdini anlatacak bizden başka sabırlı-tahammül sınırı yüksek biri- olmadığı için dün bizimle  buluşmayı teklif etti.Tabi derslerden bunalan biz de gittik.Her zaman olduğu gibi derdini anlattı.Tabi ki kız onu seviyor ve onları başkası ayırıyordu.Her zaman böyle olmuştur bu...Kız onu sever ama ayrılmaları gerekir... Kabullenmemenin farklı şekli...Bizden hem fikir istedi hem de bütün fikirlerimizi reddetti.Saatlerce İngilizce dersinde durup böyle bir insana tahammül etmek çok zordu.Çoğunlukla hiçbir şey olmamış gibi muhabbet ettik sonra başka bir yere gitmek için onun arabasına bindik.Araba neydi öyle! Her yerde cips parçacıkları, sigara izmaritleri,boş pet şişeler,pipetler..Yeni bir dünya oluşmuştu orada...Bunun üstüne bir de araba kokusu koymuş..Düşünün kokmuş çorap ve parfüm bir arada! Normalde çok düzenli bir insan sayılmam hatta oldukça da dağınığımdır ama pisliğe katlanamam.Laf çarptık ama kimin umurunda...
   Gezdik ,dolaştık eve geldim.Bu pislik ve yorgunluğun üstüne bir de apar topar İzmit'e gidip gelmem psikolojime baskı yapmış olacak ki hayatımın en korkunç gecesini geçirdim.Halk arasında "karabasan"  tıpta ise "uyku felci" olarak bilinen bu korkunç durumu yaşadım.Sabah bir ara uyandım ve tekrar uyudum.Sonra birisinin bana dokunduğunu hissettim ve arkama baktığımda çok sevimli küçük kız çocuğu (yaklaşık 3 yaşında) kahkaha atmaya başladı.Dualarımı okuyup zorla da olsa uyandım.
Uyandığımda saçma sapan bir aşk şarkısı söylüyordum ve hiç aklımda yokken  blog açmaya karar verdim.Daha sonra bu fikri arkadaşımla (Misaki Ayuzawa) paylaştım ve blog açıldı :)